TBB Başkanı Sağkan: “Ülkemizin En Karanlık Dönemlerinde, Demokrasiden En Çok Uzaklaşılan Anlarında ‘Hukuksuzluğun Tam da Karşısındayız’ Deme Cüretini…

Haber: İLEYDA ÖZMEN – Kamera: FURKAN ERDEM

Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Erinç Sağkan, “Baskının en yoğun olduğu darbe dönemlerinde, hak ve hukuk mücadelesiyle birleşen bir demokrasi mücadelesi olduğunu görüyoruz. Kuşkusuz, bu büyük isimlerin yerlerini doldurmak mümkün değil. Ancak aynı zamanda biliyoruz ki, bu ülkede hak, hukuk, adalet, demokrasi, emek mücadelesi veren avukatlar ve hukukçular da tükenmez. Onlar bizim için geçmiş, tükenmiş bir tarihin değil, mücadelenin simgesidirler. Ülkemizin en karanlık dönemlerinde, demokrasiden en çok uzaklaşılan anlarında ‘Hukuksuzluğun tam da karşısındayız’ deme cüretini gösteren avukatlar her zaman var olacaklar” dedi.

Halit Çelenk Hukuk Ödülleri bugün sahiplerini buldu. Ankara Litai Otel Av. Özdemir Özok Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte açılış konuşmasını Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan yaptı.

Açılış konuşmasını gerçekleştiren Sağkan şunları söyledi:

“AVUKATLARIN TARİH BOYUNCA SÜREN MÜCADELELERİ ‘HAKİKAT’ İÇİNDİR”

“Bizler onurlu bir mesleğin mensuplarıyız. Mesleğimizin onuru; kendinden menkul, metafizik bir onur kavramına değil, uzun bir mücadele geleneğine dayanıyor. Hukuk literatüründe ceza hukukunun görev ve amacı bireyin ıslahını ve sosyal barışı sağlamak, suç işlenmesini önlemek, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini ve hukuk devletini korumak olarak ifade ediliyor. Ne var ki, ceza hukuku binlerce yıllık geçmişine rağmen ıslah, barış ve suç işlenmesini önleme amacını yerine getirememiş olmalı ki, hala suç işlenmeye devam ediyor. Ceza hukukunun hak ve özgürlükleri, hukuk devletini koruma görevini ise büyük oranda, yargılamanın üvey evladı olarak görülen avukatlar yerine getiriyor. Avukatsız bir ceza yargılamasının kendiliğinden, hak ve özgürlükler ile hukuk devletini koruması mümkün değildir. ‘Savunma Saldırıyor’ kitabıyla tanıdığımız Jacques Verges, ceza yargılamasının işlevini, birey ile toplum arasında çelişkinin çözülmesi olarak tespit ediyor. Dosyada bireyin müdafii olarak görev alsa da avukat, bu çözümde hem bireyin hem toplumun yanında olan yegane hukuk süjesidir. Halit Çelenk, bunu ‘Avukat, yalnız savunduğu kişinin değil tüm toplumun güvencesidir’ diyerek ifade ediyor. Avukatların tarih boyu süren mücadeleleri ‘hakikat’ içindir. Adalete en çok yaklaşılan anın, hakikatin görülmeye başlandığı an olduğunu en çok avukatlar bilir. Bunun için avukatların hakikat mücadelesi, duruşma salonlarının çok ötesine taşarak toplumsal bir nitelik kazanır.

“HALİT ÇELENK, YAKIN TARİHİMİZİN ÖNEMLİ TOPLUMSAL DAVALARINDA ÜSTLENDİĞİ AVUKATLAR GÖREVİNİ, HUKUKİ BİR ZEMİNDE VE POLİTİK BİR BİLİNÇLE YERİNE GETİRDİ”

Bugün burada kendisine adanmış ödüllerin törenini yapmakta olduğumuz Halit Çelenk, ülkemizde avukatlık mesleğinin toplumsal mücadele tarihine en büyük katkıları yapmış, mesleğimizi onurlandırmış en önemli temsilcilerden biridir. Halit Çelenk, yakın tarihimizin önemli toplumsal davalarında üstlendiği avukatlık görevini, hukuki bir zeminde ve politik bir bilinçle yerine getirdi. Bu ikisinin bu kadar dengeli birleşiminin örnekleri azdır. Halit Çelenk bunu yapabildiği için adını tarihe yazdırmıştır. Şöyle bir hatırlayalım; Halit Çelenk 1960’ların başlarında İlerici Avukatlar Derneği ve Devrimci Avukatlar Derneğinin kuruluşuna öncülük etti. 1976 yılında ise çok sayıda meslektaşıyla Çağdaş Avukatlar Derneği’ni kurdu. 1968 yılında Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçildi ve 22 yıl süreyle başkanlığını Prof. Dr. Muammer Aksoy’un yaptığı kurumun ikinci başkanlığını yaptı. 1986’da İnsan Hakları Derneğinin kuruluş çalışmalarına katıldı ve derneğin onur kurulu başkanlığına seçildi. Ayrıca İnsan Hakları Vakfı’nın da kurucuları arasında yer aldı. 1991 yılında kurulan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliğine getirildi. Bu görevini, yaşamının sonuna dek sürdürdü. Bu yaklaşık 50 yıla yayılmış, örgütlü hukuk mücadelesinin tarihidir. Hatırlamaya devam edelim; 1965 yılından itibaren, kuruluş çalışmalarına katkıda bulunduğu Türkiye Öğretmenler Sendikası TÖS’ün hukuk danışmanlığı görevini sürdürdü. Daha sonra TÖS’ün devamı olan Tüm Eğitim ve Öğretim Emekçileri Birleşme ve Dayanışma Derneği TÖB-DER’in hukuk danışmanlığını yaptı. TÖS davasında, Bilim ve Sosyalizm yayınları, Sol Yayınlar gibi yayınların sahipleri Muzaffer Erdost ve Süleyman Ege’nin davalarında çok sayıda aydının, yazarın, şairin davalarında; Türkiye İşçi Partisi davalarında, Dev-Genç davasında avukatlık yaptı. 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbe dönemlerinde, savunmanlığını üstlenmediği darbe mağduru grup yok. Bir avukatın, bir hukukçunun askeri darbelerin hukuk düzeniyle nasıl mücadele edilebileceğinin en güzel örneklerini bu dönemde sundu. Avukatlar olarak, müvekkillerimizle özdeşleştirilmememiz gerektiğini yıllardır dile getiriyoruz.

Halit Çelenk ve özdeşleştirildiği müvekkilleri ise bu temel ilkeye; tarihsel, simgesel ama gönüllü bir istisna getiriyor. Uzun yıllara dayanan hukuk mücadelesinin içerisinde, büyük kitleler Halit Çelenk’i ‘Denizler’in avukatı’ olarak tanıdı. Öyle ki, Türkiye’nin farklı yerlerinden Ankara’daki Halit Çelenk’e mektupla ulaşmak isteyenlerin zarfın üzerine adres yerine ‘Halit Çelenk – Denizler’in avukatı Ankara’ yazdıkları ve mektubun adresini bulduğu söylenir. Ülkemizde milyonlarca kişi, Halit Çelenk’in yerinde olmak için ‘Deniz mahkemeye düşmüş, avukatı ben olaydım’ diye türküler, ağıtlar söylediler.

Halit Çelenk, hukuk mücadelesinin sembolleştiği davasında idamlarına tanıklık etiği müvekkillerinin ölüm yıldönümünde hayatını kaybetti. Ancak hak, hukuk, adalet, demokrasi mücadelesi devam ediyor, yolumuzu aydınlatıyor. Halit Çelenk’le aynı dönemde aynı idealler için avukatlık yapan bir diğer meslek üstadımız Ankara Barosu avukatlarından Av. Erşen Sansal’ı da 26 Nisan 2022’de kaybettik. Bu ödüllerin değerlendirme komitesinde de yer alan üstadımız, kararlı bir hak ve adalet savaşçısı olarak mesleğimizin mücadele tarihindeki saygınlığını daima koruyacak.

“BUGÜN AYNI ZAMANDA ÇOK KIYMETLİ HOCAMIZ PROF. DR. RONA AYBAY’IN DA BİRİNCİ ÖLÜM YILDÖNÜMÜ”

Bugün aynı zamanda çok kıymetli hocamız Prof. Dr. Rona Aybay’ın da birinci ölüm yıldönümü. Çok sayıda ulusal ve uluslararası hukuk çalışmasına katılan hocamız, 12 Eylül darbesiyle üniversiteden uzaklaştırılmış ve mesleğine yedi yıl sonra dönebilmişti. Kendisi ayrıca Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezimizin de önceki dönem başkanlarındandı. Hatıralarımızda yaşayacak.

“ÜLKEMİZİN EN KARANLIK DÖNEMLERİNDE ‘HUKUKSUZLUĞUN TAM DA KARŞISINDAYIZ’ DEME CÜRETİNİ GÖSTEREN AVUKATLAR HER ZAMAN VAR OLACAKLAR”

Halit Çelenk, Erşen Sansal, Rona Aybay şahıslarında yaklaşık 60 yıla uzanan bir hukuk mücadelesi geleneğinden söz ediyoruz. Baskının en yoğun olduğu darbe dönemlerinde, hak ve hukuk mücadelesiyle birleşen bir demokrasi mücadelesi olduğunu görüyoruz. Kuşkusuz, bu büyük isimlerin yerlerini doldurmak mümkün değil. Ancak aynı zamanda biliyoruz ki, bu ülkede hak, hukuk, adalet, demokrasi, emek mücadelesi veren avukatlar ve hukukçular da tükenmez. Onlar bizim için geçmiş, tükenmiş bir tarihin değil, mücadelenin simgesidirler. Ülkemizin en karanlık dönemlerinde, demokrasiden en çok uzaklaşılan anlarında ‘Hukuksuzluğun tam da karşısındayız’ deme cüretini gösteren avukatlar her zaman var olacaklar. Bizler onurlu bir mesleğin mensuplarıyız. Mesleğimizin onuru kendinden menkul, metafizik bir onur kavramına değil, işte bu uzun bir mücadele geleneğimize dayanıyor.”

Halit Çelenk Hukuk Ödülü; yazarı Serdar Ünver olan “Negatif Din Özgürlüğü” isimli kitaba verildi. Seçici Kurul Özel Ödülü yazarı Berke Özenç olan “Demokrasiyi ve Anayasayı Korumak – Kelsen Schmitt’e Karşı” isimli kitaba verildi. Akademik Destek Ödülü bu yıl iki eser arasında paylaştırıldı. Söz konusu eserler; Gönenç Hacaloğlu’na ait “Küresel Adalet: Emperyalizm ve Uluslararası Yargılamalar” konulu, Elif Kumru Paksoy’a ait “Anayasal Dönem Olarak Yürütmenin Güçlendirilmesi Eğilimi” konulu tezler oldu. Akademik Teşvik Ödülü de bu yıl iki eser arasında paylaştırıldı. Söz konusu eserler; Hülya Dinçer’e ait “Süreklileşen Olağanüstü Halde Hesap Verebilirlik Alanının Daralması ve ‘Kanuni’ Sorumsuzluk Rejimi” konulu, Çağatay Şahin’e ait “Tıp Fakültelerinde Kadavra Eksikliği ve Üniversitelerin Açtıkları Kadavra Alım İhaleleri Üzerine Bir Değerlendirme” konulu makaleler oldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir